Ağustos 27, 2008 · Kategori: Kıssadan Hisseler
İş yaşamında önemli yerlere gelmiş bir arkadaş grubu, üniversitedeki hocalarından birini ziyarete gitmiş.
Çeşitli konulardan sonra sohbet ,hayatın zorlukları ve işin yarattığı strese gelmiş;
yaşlı üniversite hocası talebelerine kahve ikram etmek üzere mutfağa gitmiş,değişik boy renk ve kalitede fincanların bulunduğu tepsiyle geri dönmüş. kimi porselen kimi seramik,kimi cam , kimi plastik olan fincanları ve temosları masaya koymuş. herkesin kahvesini kendisi almasını söylemiş.
Eski öğrencileri kahveleri alıp koltuklarına dödüğünde de şunu söylemiş; ''farkına vardınız mı bilmem , zarif görünümlü , güzel , pahalı fincanların hepsi alındı , masada yalnızca ucuz ve basit görünümlü fincanlar kaldı.elbette ki kendiniz için en güzelini istemek ve almak çok normal ama bu davranışınız , biraz önce bahsettiğiniz hayat problemleriniz ve stresin nedeni....
Hepinizin istediği aslında kahve iken ,bilinçli olarak herbiriniz , birbirinizin aldığı fincanları gözleyerek daha iyi olan fincanları almaya çalıştınız.....
Yaşam kahveyse , iş , para ve mevki fincandır ....bunlar yalnızca yaşamı tutmaya çalışan araçlardır , ama yaşamın kalitesi buna göre değişmez. bazen yalnızca fincana odaklanarak , içindeki kahvenin zevkini çıkarmayı unutabiliriz ."
Kahvenin tadına varmanız dileğimle
Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!
Temmuz 6, 2008 · Kategori: Kıssadan Hisseler
Genç kız üzgün görünen yabancıya gülümsedi ilk,Adam yoluna devam etti ve kendini daha iyi hissetti;
Geçmişte bir arkadaşının ona yaptığı iyiliği anımsadıve bir teşekkür maili yazdı ona,
Bu mail arkadaşının o kadar hoşuna gitti ki yemek yediği lokantaya iyi bir bahşiş bıraktı.
Bu bahşişin miktarına şaşıran garson tümünü bir bahise yatırdı,ertesi gün kazandığı parayı
aldı ve bir kısmını bir fakire verdi.
Adam çok sevindi çünkü 2 gündür ağzına bir lokma girmemişti,yemeğini yedikten sonra,
kaldığı izbe odaya gitmek için yola koyuldu(o sırada başına bir felaket geleceğini bilmiyordu).
Yolda soğuktan titreyen bir köpek yavrusuna rastladıve kucağına alıp eve götürdü.Soğuk fırtınadan kurtulup başını sokacak biryer bulduğu için köpekcik de çok mutluydu.
O gece evde bir yangın çıktı,köpek yavrusu havlamaya başladı,bütün ev halkını uyandırana kadar havladı ve böylece herkes kurtuldu.
Kurtulan çocuklardan birisi büyüdü ,okudu ve Cumhurbaşkanı oldu
Bunların hepsinin nedeni ise 1 kuruşa bile mal olmayan bir gülümseme idi ...
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
Temmuz 6, 2008 · Kategori: Kıssadan Hisseler
bilmeme karşın telefonu kapatmadan hattın öteki ucundan yanıt verilmesini bekledim.
Yaşlı bir adam aksi bir ses tonuyla yanıt verdi.
"Yanlış numara!" dedi ve telefonu yüzüme kapattı.
Canım sıkkın, aynı numarayı bir daha çevirdim.
Aynı ses "Size yanlış dedim!" dedi ve yine telefonu yüzüme kapattı. Yanlış bir numara çevirdiğimi nereden biliyordu?
Bir polis çevresinde olan bitene karşı her zaman ilgili olmak konusunda eğitim görür.
Hiç düşünmeden aynı numarayı üçüncü kez çevirdim.
"Yeter artık" dedi adam. "Yine sen misin?"
"Evet" dedim. "Daha ağzımı bile açmadan yanlış
numarayı çevirdiğimi nereden biliyorsunuz?"
"Bunu da sen bul!" diyerek telefonu tekrar yüzüme kapattı. Oturduğum yerde ahize elimde kalakaldım.
Sonra büyük bir kararlılıkla adamı bir daha aradım.
"Buldun mu?" dedi.
"Aklıma bir tek şey geliyor... Sizi kimse aramaz."
"Tamam buldun!" dedi ve telefonu dördüncü kez yüzüme kapattı. Sinirlerim gevşediği için, gülerek aradım adamı bu kez.
"Şimdi ne istiyorsun?" diye sordu.
"Yalnızca... Bir 'Merhaba' demek istedim."
"Merhaba mı?" diye sordu adam şaşkınlığını
gizleyemeden. "Neden?"
"Ne bileyim. Sizi kimse aramıyorsa, bari ben arayayım
dedim." "Peki. Merhaba. Kimsiniz?"
Sonunda başarmıştım. Meraklanma sırası ondaydı.
Kendimi tanıttıktan sonra, ona kim olduğunu sordum.
Adını söyledikten sonra, "Seksensekiz yaşımdayım ve son yirmi yıldır bir günde telefonla bu kadar yanlışlıkla olsa da konuşmadım!" dedi ve gülmeye başladık.
Yaklaşık on dakika sohbet ettik. Ne ailesi ne de bir arkadaşı vardı.Yakınlarının tümü ölmüştü. Asansör görevlisi olarak çalıştığı günlere ilişkin anılarından söz ederken sesi çok içten geliyordu.
Kendisini tekrar arama konusunda izin istedim.
"Neden böyle bir şey yapmak istiyorsun?" diye sorarken şaşkınlığını saklayamıyordu.
"Ne bileyim. Telefon arkadaşı olabiliriz, hani şu mektup
arkadaşları gibi."
Tereddüt etti. "Yeni bir arkadaşım olmasının bence bir
sakıncası yok"dedi. Sesi oldukça duyarlıydı bu kez.
Ertesi gün ve sonraki günlerde onu yeniden aradım. Sohbeti tatlıydı. Bana Birinci ve İkinci Dünya Savaşı anılarından, öteki tarihi olaylardan söz etti.
Ona evimin ve ofisimin telefon numaralarını verdim.
O da beni arayabilecekti. Aradı da... Hemen hemen hergün.
Yalnız ve yaşlı bir adama iyilik yapmak değildi amacım yalnızca. Onunla konuşmak benim için önemliydi, çünkü benim yaşamımda da büyük bir boşluk vardı.
Yetimhanelerde,bakıcı ailelerin yanında büyümüştüm, hiç babam olmamıştı.
Zamanla onu baba gibi görmeye başladım. Ona işimden,üniversitedeki derslerimden söz ediyordum. Yaşamımda psikolojik danışmanım rolünü üstlenmişti. Üstlerimden
biriyle aramdaki anlaşmazlıktan söz ederken, yeni arkadaşıma "Onunla aramdaki bu sorunu bir an önce
çözmem gerekiyor" dedim.
"Acelen ne?" diye uyardı beni. "Bırak aranızdaki olaylar biraz yatışsın.Benim yaşıma geldiğinde, zamanın pek çok şeyin ilacı olduğunu anlıyorsun. İşler kötüye giderse,
o zaman konuş onunla."
Uzun bir sessizlikten sonra,"Biliyorsun..." dedi sakin bir sesle. "Seninle kendi
oğlumla konuşuyormuşum gibi konuşuyorum.Her zaman bir ailem ve çocuklarım olmasını istedim. Bu duygunun ne olduğunu anlayamayacak denli gençsin."
Hayır değildim. Ben de hep bir ailem ve bir babam olsun istemiştim. Fakat ona hiçbir şey söylemedim. Çok uzun zamandır yüreğimde taşıdığım acıyı daha fazla taşıyamamaktan
korktum.
Bir akşam 89. doğum gününün yaklaşmakta olduğunu söyledi.
Kendi ellerimle hemen çok büyük bir doğum günü kartı hazırladım. Kartın üzerinde birdoğum günü pastası ve 89 tane mum vardı. Tüm iş arkadaşlarımdan kartı imzalamalarını istedim. Yaklaşık yüz imza oldu kartta.
Bundan çok hoşlanacağından emindim. Dört aydır telefonda sohbet ediyorduk, artık yüz yüze gelmemizin zamanı gelmişti. Doğum günü kartını kendi elimle götürmeye
karar verdim.
Kendisini ziyarete gideceğimi söylemedim.Sürpriz yapmak istiyordum. Telefon rehberinden adresini buldum ve oturduğu apartmana gidip, arabamı sokağının başına park ettim. Apartmana girdiğimde postacı elindeki mektupları ayırıyordu. Adının yazılı olduğu postakutusunu denetlerken postacı doğru yerde olduğumu işaret etti başıyla.
Yüreğim heyecanla çarpıyordu. Acaba telefonda kurulan aramızdaki
kimyasal yaklaşım, yüz yüze de kurulacak mıydı?
İçimden bir kuşku duygusu gelip geçti. Belki de babamın beni reddettiği gibi o da reddecekti. Kapısını çaldımyanıt gelmeyince daha hızlı çaldım.
Postacı başını kaldırıp bana baktı. "Kimse yok" dedi.
"Evet" dedim. Kendimi biraz tuhaf duyumsuyordum.
"Telefonu yanıtlaması ne denli uzun sürüyorsa,
kapıyı açması da..."
"Akrabası mısınız?" diye sordu postacı.
"Hayır, arkadaşıyım yalnızca."
"Çok üzgünüm" dedi üzgün bir sesle. "Metin Bey önceki gün öldü."
"Öldü mü?" dedim.Şaşkınlık içindeydim, inanamıyordum bir türlü duyduklarıma.
Sonra kendimi toparladım, postacıya teşekkür ettim ve dışarıya çıktım.
Arabaya doğru yürürken gözlerim yaşlarla doluydu.
Yaşamlarımızdaki güzelliklerin ayırdına varmak kimi zaman ani ve beklenmedik bir olayla olanaklıdır.
Şimdi yaşamımda ilk kez, birbirimize ne denli yakın
olduğumuzu anladım.
Herşey ne denli de kolay olmuştu;bir dahaki sefere kendime yakın bir arkadaşı çok daha
kolay bulacaktım. Yavaş yavaş bir sıcaklık kapladı bedenimi. Birden sanki onun ters sesini duydum.
"Yanlış numara!" Sonra kendisini neden bir daha aramak istediğimi sorması geldi aklıma. Yüksek sesle "Çünkü sen benim için önemlisin" dedim.
"Çünkü ben senin arkadaşınım."
Açılmamış doğum günü kartını arabamın arka koltuğuna
koydum ve direksiyona geçtim. Arabamı çalıştırmadan
arkama döndüm bu kez fısıldadım:
"Ben yanlış numara çevirmedim. Sen benim arkadaşımdın."
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
Temmuz 6, 2008 · Kategori: Kıssadan Hisseler
Adamın biri artık karisinin eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormus ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş.
Bu durumu konuşmak icin aile doktorunu aramış; doktor adamın karisinin ne kadar duyduğunu anlayabilmesi icin basit bir yöntem önermiş.
"Yapacağın şey su, karından 40 adim ileride dur, normal bir konumsa tonuyla bir seyler söyle; eğer duymazsa 30 adim ilerisinde ayni seyi tekrarla, sonra 20 adim; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla
"O aksam karisi mutfakta aksam yemeğini hazırlarken adam islemi uygulamaya koymus.
40 adim uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş
"Hayatim bu aksam yemekte ne var?"
Cevap yok Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış
"Hayatim bu aksam yemekte ne var?"
Gene cevap yok Mutfaga biraz daha yaklasmis, mesafe 20 adim ve tekrar sormuş
"Hayatim bu aksam yemekte ne var?"
Hala cevap yok Adam mutfagin kapisina gelmis artik mesafe iyice azalmis ve soruyu tekrarlamis
"Hayatim bu aksam yemekte ne var?"
Gene cevap alamamis Bu sefer karisina iyice yaklasmis ve ayni soruyu tekrar sormus
"Hayatim bu aksam yemekte ne var?"
"Hayatim besinci kez soyluyorum, Tavuk"
Belki de düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki kişilerde olmayabilir.
Problemlerin sebebini birazda kendimizde aramalıyız
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
Online Ziyaretci:
« Önceki :: Sonraki »