Sitene Ekle SUZİ DİLARA - Blogcu




Haziran 29, 2009 · Kategori: Sağlık



 
 

- Merkezin temizliğe çok önem veren, personelin güler yüzlü ve ilgili olması gerekir. Moralin ne kadar önemli olduğunu düşünürsek, tedavi için gittiğiniz merkezde sizi üzme ihtimali olan şeylerin mümkün olduğunca az olmasını beklemek hakkınızdır. Ayrıca personelin mutlu veya mutsuz olması, merkezin geneli hakkında ip ucu vericidir.

- Doktorun tecrübesini, öz geçmişini, bilimsel çalışmalarını araştırın. İmkanınız varsa o doktorda daha önce tedavi görmüş hastalarla konuşun. Bunlar için internet gibi harika bir kaynağa sahipsiniz.

- Doktor kadar laboratuvar şartları da önemlidir. Her zaman söylediğim gibi, tüp bebek merkezinde laboratuvar işin mutfak kısmıdır. Laboratuvarın koşulları, teknolojisi, laboratuvar personelinin tecrübesi de en az doktor kadar önem taşır.

- Kalabalık, hasta sayısı çok olan merkezlerden uzak durmanızı öneririm. Eğer merkezde hasta sayısına uygun sayıda inkubatör cihazı yoksa, anne rahmini taklit eden inkubatör cihazlarının kapakları sık sık açılıp kapanır. Bu durum da embriyolarınız üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Evinizdeki buz dolabınızı komşularınızla ortak kullandığınızı düşünün, ne demek istediğimi anlarsınız.

- Kesinlikle ve kesinlikle sizi çok iyi bilgilendiren, sorularınıza sabırla yanıt veren, siz talep etmeden size herşeyi açıklayan merkezleri tercih edin. Bilmek, bilgilendirilmek çok büyük öneme sahiptir. Konuda da takip edeceğiniz gibi, doktoru hiçbir şey açıklamamış yüzlerce hastaya rastlıyoruz. Şahsen bu duruma benim canım çok sıkılıyor. Şunları şunları kullanıp gelin demek marifet değildir. Şunları, şundan dolayı kullanın denilmelidir. Sonraki aşamalar ve olasılıklar hakkında detaylı bilgi verilmelidir.

- Konuyu sürekli alacağı ücrete getiren merkezlerden bence koşarak uzaklaşın. Etik bir merkezde para en son konuşulacak konulardan birisi olmalıdır.
 
- Merkeze her gidişinizde sizi aynı doktorun takip edeceğinden emin olun. Her ne kadar dosyanız doktordan doktora geçirilse de, sadece kağıt üzerindeki bilgilerle bir hastanın herşeyine hakim olmak bana göre mümkün değildir. Tedavinize başlayan doktorda bitireceğinizin garantisini alın.

- Çok büyük ve çok iyi isim yapmış bazı doktorlar sizlere çekici gelebilir. Ancak unutmayın ki o doktorlar çok sınırlı sayıda hastaya bakabiliyor ve gittiğiniz zaman size hiç bilmediğiniz başka bir doktora yönlendiriyorlar. Çoğu zaman ismine bakarak gittiğiniz doktoru göremiyorsunuz bile. Sanırım bu durumlara maruz kalan arkadaşlar beni onaylayacaklardır, bu konuda fikri ve tecribesi olan arkadaşlar varsa paylaşmasını rica ederim.

- Merkezde uzman psikolog ya da psikiyatrist desteği olması çok yararınıza olacaktır. Birçok merkez psikolog desteğini ücretsiz vermektedir. Sağlık açısından olmasa da, ekonomik ve umut açısından riskli bir tedavi olduğundan, şahsım adına psikolojik desteğe çok önem veriyorum.

- Randevularınızın tam saatinde başlaması da bir merkezin prestijini ortaya koyan unsurlardandır. Plansız, düzensiz, hasta kaçırmamak adına her başvuruyu kabul eden merkezlerde randevular tam saatinde başlayamaz. Bazen saatlerce bekletilen hastalara rastlanılır. Bu da, o kadar para ödediğiniz yerin size olan saygısını ortaya koyar. Bu durum çalışan doktorlar için de olumsuz bir durumdur aslında. Dinlenmemiş, çay bile içememiş, üst üste sürekli hasta bakan doktorların da %100 verimli olması beklenemez. 
                                                                                                                                              

                                                                                                                               TBM dr'undan alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Haziran 23, 2009 · Kategori: Sağlık

   
Hamilelik süreci başlamadan önce mi içilmeli?
 İçmemek kayıp mı?
  Bebek sahibi omayı düşünmüyorsak bile içmeli miyiz?
Eksikliğinde ne olur ?

Folat diye de bilinen folik asid bir B vitaminidir (B9). Bir çok araştırma gebe kalmadan önce ve erken gebelik aylarında günde 400 mikrogram (0.4 miligram) folik asid almanın, bebeklerde ciddi beyin ve omurilik hastalıklarını %70 den fazla azalttığını göstermiştir.

En çok rastlanan sinir sistemi hastalıklarını; spina bifida (omurganın kapanmayarak açık kalması), anansefali (beyinin gelişmemesi), ve ensefalosel (beyinin kafatası kemiğinden dışarı çıkması) oluşturmaktadır. Bütün bu sorunlar gebeliğin ilk 28 gününde oluşur. Bu dönemin ilk günlerinde anne gebe kaldığının farkında değildir.

Buda bebek doğurma yaşındaki bayanların neden folik asitten zengin yiyeceklerle beslenmeleri yada folik asid takviyesi almaları gerektiğini göstermektedir. Kaldı ki gebeliklerin sadece %50 si planlıdır.

Folik asit aynı zamanda hücre büyümesinde ve organ gelişiminde de rol oynar  



Peki yeterli folik asit miktarı nedir?


 Birleşmiş Milletler Hastalık kontrol ve Korunma Merkezi (CDC- Centers for Disease Control and Prevention) çocuk doğurma çağındaki ve özellikle gebe kalmayı planlayan bayanların günde 0.4 miligram (400 mikrogram) folik asid almalarını önermektedir. Uygun folik asid alımı çok önemlidir. Gebe kalmadan 1 ay önce ve sonrasında en az 3 ay alınması bebekte sinir sistemi hastalıkları riskini azaltmaktadır. Gebelik esnasında 800 mikrograma çıkılabilir.

Birçok besin kaynağında folik asit bulunmasına rağmen sadece günlük diyetle bu miktarı almak zordur. Bu nedenle gebe kalmayı planlayan bayanlar için folik asidttakviyesi sağlıklı bir diyetin parçasıdır.

Doğal  Folik Asidtiçeren besinler 


Zenginleştirilmiş kahvaltılık tahıllar

Mercimek
Kuşkonmaz
Ispanak
Fasulye
Yer fıstığı
Portakal suyu
Tahıl ekmaği
Marul
Brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler.

Pişirilmiş ve dondurularak saklanmış yiyeceklerde folik asit miktarı azalabilir.

Bebek sahibi olmak isteyenlere Folik Asid ile ilgili tavsiyeler. Daha önce sinir sitemi sakatlığı bulunan bir bebek doğurulmuş ise daha yüksek dozda folik asid alınmalıdır. Bunlarda 4000 mikrogram yani 4 miligram folik asid günde kullanılmalıdır. Gebelikten en az bir ay önce başlanmalı ve gebeliğin ilk 3 ayında devam edilmelidir.

Diabet, sara, yada aşırı obez olanlarda bu hastalıkların görülme olasılığı daha fazla olduğundan bu gruba giren bayanlarda da yüksek doz folik asid kullanılması önerilebilir.
Folik asit doğumsal sakatlıkları azaltmnın yanısıra gebelerde kan hücrelerinin artması içinde yardımcı olur 
Ayrıca bebeğin ve plasentanın (eş) da gelişiminde gereklidir. Bir çalışmada folik asit eksikliği olan kadınlarda erken doğum ve düşük ağırlıklı doğumların daha sık olduğu görülmüştür. Bir başka çalışmada ise folik asit eksikliği bulunanlarda gebelikte yüksek tansiyona daha çok rastlandığı bildirilmiştir.

Gebelik dışında Folik Asit kullanımı 
Folik asid eksikliğinde megaloblastik anemi (kansızlık) meydana geldiğinden sadece gebeler için değil her insan için önemlidir. Ayrıca folik asid kalp hastalıklarına, enfarktüslere ve bazı kanserlere karşıda koruyucudur.

Folik Asit eksikliğinin belirtileri 
Ağır eksikliğinde; ishal, kilo kaybı, halsizlik, dilde ağrı, başağrısı, çarpıntı, huzursuzluk gibi belirtiler verir. Bu belirtilerle bu eksikliği tanımak zordur. Hafif bir eksiklik varsa belirti vermeyebilir ve bebeğiniz için gereken folik asit yetersiz kalır. İşte bu nedenle kendinizi sağlıklı hissetseniz bile çocuk doğurma çağında folik asit almanız çok önemlidir. 



                                                                        KAYNAK : Opr. Dr. Murat Keskin alıntı .

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Haziran 6, 2009 · Kategori: Sağlık


Böğürtlen Kökü kürü
Tarifi: Paket halinde aktarlarda bulunur. Kendiniz de toplayabilirsiniz. 500 gr kök, 6 lt suda yarım saat kaynatılır. Soğumaya bırakılır. Soğuyunca süzerek cam sürahiye boşaltılır ve buzdolabında saklanır. Günde bir defa aç karnına 1 su bardağı içilir. Şeker katılmaz. Bal konabilir.
Faydası: Yumurtalıkları uyarır ve rahmi kuvvetlendirir. Yumurta kalitesini arttırır. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.


Soğan suyu kürü
Tarifi: Kaynamakta olan 1,5 su bardağı suyun içerisine 1 orta boy kuru soğanı 4´e bölüp atiniz. 5 dk. ağzı kapalı olarak kaynatınız. Öğleden evvel ve öğleden sonra aç karnına ılık içilecek.
Faydası: Vücuttaki iltihap ve ödemlerin atılmasını sağlar. Yumurtalıkları uyarır. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. 

İncir suyu kürü 
Tarifi: 8-9 adet kuru inciri yarim litre kaynayan suya 7-8 dk kaynatınız. Daha sonra ılımaya bırakınız. Günde 2 kez sabah kahvaltıdan sonra ve öğle yemeğinden 15 dk. sonra içiniz.
Faydası: Yumurtlamayı düzenler. Yumurta kalitesini arttırır ve hamile kalmayı kolaylaştırır.

Hayıt suyu kürü:
Tarifi: Yarım tatlı kaşığı hayıt tohumu hafifçe ezilir ve bir bardak sıcak suda 10 dak. demlenir. Ilık içilir.
Faydası: Hormon dengeleyicidir.

Ökseotu suyu Kürü:
Tarifi: bir tatlı kaşığı ince kıyılmış ökseotu, bir su bardağı soğuk suda 12 saat bekletilir. Akşam 8’den sabah 8’e kadar uygun olur. Sabah, kaynama derecesine kadar ısıtılıp hemen süzülür. Ilıyınca içilir.
Faydası: Çok iyi bir .Hormon dengeleyicidir. Rahmi kuvvetlendirir. Tansiyonu ayarlar. Mideyi rahatlatır
 
Civanperçemi + Aslanpençesi suyu kürü 
Tarifi: İnce kıyılmış , yarım tatlı kaşığı bitki karışımı bir su bardağı sıcak suda 5 dak. demlenir. Ilık içilir.
Faydası: Kemik iliğini ve yumurtalıkları uyarır. İltihapları temizler. Hormonları düzenler. Mideyi rahatlatır ve korur.

Civanperçemi: Sindirim salgılarını uyarır ve böylece kramp çözücü etki oluşturur. Kadınlarda sinirlilik ve düzensiz adet görme gibi rahatsızlıklarda etkilidir. Ayrıca önemli bir kan temizleyicidir ve bu nedenle, akne ve egzema gibi rahatsızlıklara karşı kullanılabilir. Kanamaları durdurabilir ve yarayı antiseptik özelliği ile dezenfekte eder. Civanperçemi kullanımı ile birlikte enfeksiyonlar hızla yok olur.

Kadınlar, arada civanperçemi kullanırlarsa pek çok felaketle karşılaşmamış olurlar. Her kadın, civanperçeminin iyileştirici gücünden belirli bir disiplin halinde faydalanmalıdır. İster, düzensiz adet kanamaları olsun, ister menopoz dönemi sıkıntıları olsun, yıl boyunca günde 1 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanmalıdır. 

Aslanpençesi: Adet görme düzensizlikleri, rahim akıntısı, rahim şikayetleri, menopoz çağında etkilidir. Düşük yapmaya yatkın kadınlarda bebeğin rahimdeki durumunu güçlendirir. Hormon dengeleyicidir




Altınotu + Civanperçemi + Sarıballıbaba Kürü:
Faydası: Hamile kalmayı kolaylaştırır.
Tarifi: Yarım tatlı kaşığı bitki bir su bardağı kaynar suyla 5-10 dak. demlenir. Akşam yemeğinden önce içilir.



Altınotu: Hazım rahatsızlıklarına karşı kullanılabilir. Basta karaciğer ve safra hatsızlıklarına karşı kullanılan bitki üzerinde yapılan araştırmalarda çok hafif safra artışı ve safra yolarındaki krampları çözücü olduğu tespit edilmiştir. Böbrek taşlarını eritici, idrar söktürücü, ödem, albümin, mesane iltihabını giderici, romatizma safra yolları iltihabını giderir. Prostat iltihaplarını giderir. Eklem ağrılarını ve idrar yolu iltihabını giderir. Antiseptik ve doğal bir antibiyotiktir.




Ballıbaba: Dölyatağı ve adet görme düzensizliklerinde sarı ballıbaba çayı içilebilir. Ayrıca, kan temizleyici etkisi vardır. Sinirsel uykusuzluklarda ve tüm kadın hastalıklarında başarıyla kullanılabilir. Sürekli kadın hastalığı çekenler ve genç kızlar, bu çayı özellikle değerlendirmelidirler. Sarı ballıbabanın hem yaprakları hem de çiçekleri bu gibi durumlarda kullanılır. Özellikle işeme zorluklarında, işemedeki yanmalarda, böbrek hastalıklarında ve kalp ödemlerinde çok başarılıdır. Sarı ballıbabanın yaprakları, sindirim düzensizliklerinde kullanılabilir. Çıbanlarda ve varislerde bu çayla kompres yapılabilir.



Sarıballıbaba, yaşlı kişilerde görülen mesane felcine karşı özellikle önerilebilir. Ayrıca, mesane üşütmesine ve böbrek iltihabına karşı da kullanılabilir. Dölyatağı gevşekliklerinde dölyatağı kasları yorgunluklarında yararlıdır.



Sarı Kantaron + Papatya + Karanfil çayı:
Faydası: Özellikle strese bağlı olarak regl olamayanlar için etkilidir.
Tarifi: Su bardağı soğuk suya 2 -3 adet karanfil atılıp kaynatılır. Kaynama ısısına gelince, içine yarım tatlı kaşığı papatya+ kantaron karışımı atılır ve ateşten alınır. 5 dakika demlenir ve ılık içilir. 20 dakika sonra bir bebe aspirini içilir ve yatılır.



Sarı Kantaron: Anti-stres ve anti-depresyon etkilidir. Korku, endişe, kaygı, umutsuzluk, umursamazlık ve çaresizlik duygularının giderilmesinde yardımcıdır. Uykusuzluk ve fazla uyuma problemlerinde faydalıdır. Yara ve yanıkların iyileşme sürecini hızlandırmaya yardımcı olur. Kronik yorgunluk sendromunda ve menopoz dönemindeki sıkıntı, stres ve gerginliklerin giderilmesinde yardımcıdır..



Mayıs Papatyası: Bağırsak gazlarının giderilmesinde ve iltihabında kaynatılır ve bolca içirilmelidir. İshal,deri döküntüleri,mide rahatsızlıklarını iyileştirmeye yardımcı olur. Kadınların adet düzensizliklerinde,adet görememelerinde kaynatılıp içilirse adetin düzelmesine yardımcı olur. Sakinleştirici etkisi vardır,uykusuzluğa iyi gelir. Sinir sistemin rahatlatmak, bitkinliği gidermek için papatya banyolarından oldukça iyi sonuç alınabilmektedir.

 

 Karanfil: Hamile kalmayı kolaylaştırır. Her gün yemeklerden sonra alınan bir karanfil hem ağzınızın hoş kokmasına hem de hormonlarınızın çalışmasına yarar.Hamilelikte rahimi kuvvetlendirir.Normal doğum yapacak olanlar, Doğuma bir ay kala her gün bir çay bardağı sıcak suya 1 karanfili 5 dakika demleyip içerlerse doğumları daha kolay olur



Şerbetçiotu: Bol kadınlık hormonu ihtiva eder.Bir litre suya 30 gr atılarak 10 dakika demlendirilir. Günde 3-4 bardak içilir. Ayrıca iyi uyku verir.


Nane: Hamile kalmayı sağlar.Taze olarak salatalara eklenerek yenebilir.Bir litre suya 10 gr konarak demlenir, bu karışım su yerine içilebilir. Sancılı regl dönemlerinde nane çayı rahatlatıcıdır. Testeron seviyesini ayarlar.


Biberiye: Tüm hormon ve salgı bezlerinin dengeli çalışmasını sağlar. Kansızlık ve zafiyeti giderir. Özellikle hanımlarda beyaz akıntıyı keser. Aybaşı gecikmelerinde faydalıdır.


Papatya: Düzenli adet görmeyi sağlar. Hormon düzenleyicisidir. Günde iki- üç bardak içilir. Bir bardak suya 5 adet papatya ufalanıp 10-15 dakika demlenir.

Hardal : Bütün hormonları çalıştırır. sinirleri kuvvetlendirir.
Yulaf ezmesi: Hormonları düzenler. Vücudun direncini artırır. Sabahleyin kahvaltıda yendiğinde gün boyu tok tutar. Akşamları salep gibi içilip yatılabilir




Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Mayıs 20, 2009 · Kategori: Sağlık



Tup bebek işlemine başlamadan önce kadın ve erkek eşten ayrı ayrı bazı laboratuar testleri istenir. Bu şekilde yapılacak işlemin başarı şansı arttırılmaktadır.

Kadında:
HIV,
Hbs Ag,
 Anti-HCV
Kan grubu
Rubella IgG (Kızamıkçık)
aPTT
Tam kan sayımı
Hormon testleri: FSH, LH, E2 (adetin 2. veya 3. günü), TSH, PRL ile gerekirse DHEAS, Total-Testosteron testleri
Histerosalpingografi (İlaçlı rahim filmi) veya Ofis Histeroskopi

Erkekte :
Semen analizi (Spermiyogram)
HIV,Hbs Ag, Anti-HCV
Kan grubu
Gerekirse, FSH, LH, T-Testosteron, PRL
Gerekirse Ürolojik muayene
Gerekirse Genetik inceleme (Kromozom analizi)

                                                                      KAYNAK:HERA KADIN SAĞLIK MERKEZİ

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Mayıs 16, 2009 · Kategori: Sağlık

 

IVF (Tüp bebek)

Kadının yumurtası ve erkeğin sperminin vücut dışına alınarak laboratuvar şartlarında ve bazı özel plastik kaplar içinde bir araya getirilerek, döllenmenin sağlanmasıdır. İşte, bu vücut dışında yapılan işleme IVF (in vitro fertilizasyon) veya tüpbebek denir. Vakaların % 10-15’inde yumurtaların tümü bu yöntemle döllenmeyebilir. Bu nedenle daha az kullanılmaktadır. Daha önce gebe kalmış ve doğurmuş kadınlarda daha başarılı olmaktadır.

1970’lerin başında rahim kanalları kapalı olan kadınların çocuk sahibi olabilmeleri için  geliştirilmiş olan bu yöntem ilk tüp bebek olan Louise Brown’ın 1978’de doğması ile popülarite kazanmıştır. Kullanıma giren ilk yöntem olmasi dolayısıyla halk arasında kısırlık tedavileri içinde en bilinenidir.

 

ICSI (İntra sitoplazmik sperm enkeksiyonu= Mikroenjeksiyon:  

Sperm hücrelerinde ileri derecede sayı, hareket ve şekil bozukluğu görülen erkekler için geliştirilmiş bir yöntemdir. IVF ile döllenme elde edilemeyen vakalarda da kullanılır. Mikroinjeksiyon işlemi, özel bir mikroskop kullanılarak her bir yumurtanın içine seçilmiş bir adet sperm hücresinin yerleştirilmesidir. Tüp bebek te kullanılan bir tekniktir.
 

TESA (Testiküler sperm aspirasyonu) ve TESE (Testiküler sperm ekstraksiyonu)

Verdiği örneklerde hiç sperm hücresine rastlanmayan, ancak testis lerinde sperm yapımı olan hastalarda, spermin testislerden iğne veya biyopsi ile alınarak icsi de olduğu gibi kullanılmasıdır.

 

Embriyo:

Kadın yumurtasının sperm hücresi ile birleşmesi sonucu oluşan insan yavrusu taslağına embriyo denilir. Önce 2 hücreli olarak yaşama başlayan embryo hızla bölünerek hücre sayısını artırır ve genellikle döllenmeden 5-7 gün sonra rahim içindeki dokuya (endometrium) tutunur. Burada gelişmesi devam ettikçe plasenta (eş) adı verilen doku aracılığı ile anneden beslenmeye başlar ve bu arada kendi varlığını belli eden bir hormon salgılar. Bu hormonun anne kanında veya idrarında tesbit edilmesi için gebelik testi yapılır (hcg testi).

 

Assisted Hatching (Embriyo zarının inceltilmesi ) 

Normal şartlarda embriyo, rahime tutunmasından hemen  önce, çevresini koruyucu olarak saran  tabakadan (zona) kurtulur. Zona tabakasının ileri derecede kalın olması halinde, embriyo bu tabakadan dışarı çıkamaz ve rahime tutunamaz. Bu durumda embriyo rahime verilmezden önce zona tabakasının bir kenarından inceltilmesinin, gebelik şansını artırdığı ileri sürülmektedir. Ancak, bu teknikle embriyonun zedelenme ihtimali az da olsa vardır.
 

Blastosist transferi (Geç dönemtransfer-5. gün transfer)

Anne ve babadan alınan üreme hücrelerinin birleşmesi ile embriyo denilen yeni bir yapı ortaya çıkar. Embriyo sürekli bölünerek hücre sayısını arttırır. Genellikle embriyo, anne adayından yumurta toplandıktan sonraki üçüncü gün, yaklaşık 7-8 hücreli safhada iken rahim içine yerleştirilir (embryo transferi). Her zaman uygulanmamakla birlikte kaliteli embriyo sayısı fazla ise embriyo gelişimi daha ileri safhalara kadar takip edilerek daha geç bir günde (en geç 5. gün) embriyo transferi uygulanabilir. Böylece, embriyolardan daha iyi gelişenleri seçme şansı olabilir, transfer ve rahime tutunma arasındaki süre kısaltılmış olur. Embriyonun doğal ortamına dönüşünü geciktirmesi ve kalan embriyoların dondurulması şansını azaltması, bu uygulamanın olumsuz yönleridir. Ancak çok sayıda yumurta ve embryo gelişenlerde uygulanabilecek bir yöntemdir.
 

Embriyo dondurulması (Cryopreservation):

Embriyo transferi tamamlandıktan sonra elde kalan iyi kalitede embriyolar özel bir teknikle dondurularak, daha sonra kullanılmak üzere saklanabilir. Donma ve çözülme sırasında kalitesini koruyabilen embriyolardan oluşan bebeklerin özel bir sağlık sorunları olmamaktadır. Ülkemizdeki ÜYTEM yönetmeliği embriyoların 3 yıl saklanmalarına izin vermektedir. Dondurulmuş embryoların transferi taze embryo kadar verimli olmamaktadır. Çünkü, donma işleminden açılan embryoların yaklaşık % 30-50’ si ölmektedir. 
 

Preimplant genetik tanı (PGD):

Embriyonun 8 hücreli safhasında bir veya iki hücrenin embriyodan alınarak genetik tetkik için kullanılması embriyonun gelişimine engel olmaz. Alınan bu hücreler kromozomal olarak incelenebilir ya da ailede bilinen genetik bir hastalık var ise, bu hastalık yönünden tetkik edilebilir.  Sonuçta uygun nitelikte olan embriyolar, transfer için seçilir. Bu yöntemde gebelik şansı yarı yarıya azalmakla birlikte genetik hastalıklar için olumlu sonuçlar sağlar. Bu uygulamayı yapmak her hastada mümkün olmamaktadır.


Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!


Online Ziyaretci:

« Önceki :: Sonraki »